IRAK DA, SURİYE DE, TÜRKİYE DE, TERÖRİZMLE TOP YEKÜN MÜCADELE
Komşularımızda ki sıkıntılar Milli Güvenliğimizi Tehdit Eder hale gelmiştir. Bunun birinci nedeni istikrarsız bölgelerden kaçarak bize sıgınan sıgınmacılar, bunlar artsın da kötü niyetliler olabilecegi gibi beklentileri karşılanmayan ve memnuniyetsiz bir grub da olabilir. İkinci nedeni ise bu toplumlarla bir bölüm vatandaşımızın soy bagı olmasının verdiği ruh haliyle Suriye vatandaşlarını koruma görevlisi gibi hissedilmesi. Öte yandan zaten inanç bagından dolayı bu olaylar bize bazı sorumluluklar yüklemektedir. İşte bizim bura da tartışacagımız konu sorumluluk sınırımız nereye kadardır?
Bu bölgelermizde ki devlet otoritesi boşluğuna dayalı bölgesel kaosun sınırlarımıza her gecen gün biraz daha bir yaklaşmakta olduğu, sınırımızın dışında ki sorun adeta kucagımıza düşmektedir. Bu sorun artık bizi de tehdit eder hale gelmiştir. Bugüne kadar yanlış dış politika kararları da bu sorunun içine girmemize neden olmuştur.
Burada ilk önceleri amaç Esad yönetimini devirmekken, şimdiler de amaç savaşın korkunç yüzünü bize gösteren IŞİD diye İslamın da imajına zarar veren bir örgütle mücadeleye dönmeye başlamış, artık Dünya Esad'ı devirmeyi unutmuş bu örgütle başa çıkmak için güç birligi yapmıştır. Öte yandan bizim yöneticilerimizin olayı kişiselleştirmelerine dayalı davranışlarının nedeniyle Esad'ın kalması da gitmesi de artık bizim için sıkıntılı bir hal almış bu çok riskli, çok sıkıntılı ve çok aktörlü vahim dönem de, dünya ülkeleri de bizden, bölgeye karşı daha radikal tavır almayı bekler olmuştur. Türkiye olarak her zaman komşu halkların yanında insani maksatla olmuşuz, hedefimiz hep barış ve insanlık hedefi olmuştur. Komşu ülkelerde ki yaşanılan insanlık dramlarına seyirci kalmayalım derken burada uluslar arası güçlerin istegi gereği de savaşan taraf da olmamalıyız düşüncesindeyim…
Savaşan taraf olamayız kurşun atan da, atılan da hem bizim komşularımız, hem de dindaşlarımızdır ki bu gibi durumlar da yapılan hatalar, alınan yanlış kararlar milletimizin üzerinden tarih boyunca silinemeyecek kadar kalıcı olur kaygısını ben sade bir vatandaş olarak taşıyorum, sanırım hükümet yetkilileri ve TBMM'i üyeleri de verdikleri ve verecekleri kararların ciddiyetini düşünenler olarak kararlarını vereceklerdir.
Bu bölgede sadece IŞİD yoktur onlarca taşeron örgütler vardır ve yazılan senaryoların yazarlarını ancak yarın anlayacaklardır. Bu örgütlerin amaçlarının belirsizliğini, gördükleri halüsülasyonların gecici körlüğünden kurtuldukların da göreceklerdir, bu arada döktükleri kanlar bölgeyi karadan da denizden de kırmızıya boyayarak mahsum canlara malolmaktadır. 2 milyon insanın yerlerinden yurtlarından edinerek sıgınmacı olarak ülkemize gelmesi, ülkemizde de ayrıca hem ekonomik hemde asayiş acısından sorunlara neden olmaktadır.
Bu bölgemizde ki ülkeler de belirsiz ellerce yapılan tahrikler, fitneler, fesatlar sonucu ulaşılan yer istikrarsızlık, kan ve gözyaşı olacagını bölge toplulukları ve ülkeleri neden görememektedir. Bölge adeta bölge dışı etkin devletlerin bilek güreşi arenasına dönmüş ve uzun yıllardır adeta barışa hasret kalmıştır.
Arap Bahar rüzgarı, sistemleri, devletleri, toprakları, sınırları, inançları, kültürleri, hepsinden de önemlisi kardeşlik duygularını linç etmiştir. İslam âlemi ümmet bilincini kaybetmiş fitnenin fesatın dehlizine düşürülmüştür. Sözde baharla diktatörlerden kurtulacakken demokrasiye ulaşacakken bu rüzgar, hüsrana dönmüş, hüsran yağmurları getirmiştir.
Hükümetimiz ise bu çevremizde, komşumuzda yaşanılan sorunları bizim sorunlar sanmış, sorunun kaynağı gördüğü yönetimleri düşman ilan etmiş, yönetimlerden çekilin ifadeleri ile başka devletlerin yöneticilerini kendi valilerimizle karıştırmışızdır. Böylece orada ki yönetimlerle köprüleri atmış adeta sorunun fiili tarafı haline ülkemiz getirilmiştir. Şimdi IŞİD le durum biraz daha karışmış askeri operasyonlar gündeme gelmiş ve hükümet yetkilileri ister siyasi, ister askeri her türlü operasyona destek veririz diyerek TBMM'ine askeri operasyonlara katılabilme, destekleyebilme, ülkemizde yabancı asker bulundurma gibi ucu çok geniş bir tezkere çıkarmalarını milletvekillerinden istemektedirler. Böyle bir tezkere hükümetin elini kolaylaştırmak için çıkarılabilir ama, nasıl olsa askeri operasyona katılma izni var diye, devletimizi öbür yandan diplomatik olarak baskı altına sokar ki hükümet üyeleri bunu sanırım iyi hesap etmişlerdir. BU sorun bizim olmamasına rağmen bizi ilgilendirir haldedir.
Sınırlarımızın hemen dibinde konuşlanan farklı terör örgütleri komşu ülkelerin insan ve toprak bütünlüğünü tartışmaya açmıştır. Esad yönetiminin Suriye’nin kuzeyinden çekilmesiyle ortaya çıkan fiili boşluk radikal, selefi ve bölücü terör grupları tarafından periyodik olarak doldurulmuştur.
Bu benzeri insanlık trajetileri karşısın da Dünya ahlak ve vicdan sınavından geçmekte olduğunu görmelidir. Örnegin İsrail devleti, ABD, kendi vatandaşlarına karşı yapılan saldırılar karşısın da hem askeri hem de diplomatik tepkileri yüksek dozda vermektedirler. Oysa ki ölen can her yer de candır, İster Arakan da, ister dogu Türkistan da, ister Bosna da, ister Karbagda, İster Erbil de akan kanlar aynıdır ve insan kanıdır. Dünya insani vicdanını kaybetmek üzeredir, vicdanlarımız ulusal çıkar mezarlığına gömmek üzereyiz.
Bu nedenle zulmüne karşı, teröre karşı kayıtsız kalabilecegimiz bölge yoktur, İyi, kötü bize dokunmayan terörist yanılgısı ise insanlığın toplu vicdanına yapılan ihtilaldir.
Nası ki Arakan da döverek halsiz bırakılan ve üzerine dal budak yıgılarak yakılan insanlar bizi ve dünyayı rahatsız ediyorsa, hemen sınırlarımızın ötesin de bir sebep bularak insanların kafası kesen, kendi yargılarına dayanarak toplu infazlar yapan, kadınları esir alıp cariye yapan, insanlığı insanlığından utandıran kanlı ve katil bu örgüt den rahatsız oluyorsak diger yapılan her katliamdan da ve zulümden de rahatsız olmalıyız ki insani vicdanlarımız tekar canlansın ve iki yüzlülük politikalarından da kurtulabilelim…
Bu son olarak sahneye çıkan örgüt, aynı zaman da yüce dinimiz İslam’ı da eşkıyalığına alet ederek cihat ve şehadeti açıkça ve alçakça sömürmektedir.
İslam’ın mesajını kendince yorumlayan bu canavar ruhlar sözde kendilerince İslami cihad ve tebliğ yaptıkları söylemleriyle de bazı kimseleri saflarına katmayı becermiş görünmektedir.
İnsanlık şunu cok iyi bilinmelidir, teröre kim nerede maruz kalıyorsa insanlığın kalbi orada atmalıdır, zulüm nerede vaki buluyorsa insanlık orada zulme karşı durmalıdır. Nasıl ki dünya için IŞİD ne kadar gayri meşru ise, diger terör örgüleri de, zulümler de o kadar gayri meşru, yasa dışı ve uluslararası hukuka aykırı insanlık düşmanlarıdır. Buna böyle yaklaşılmadıkca bir anlamıyla sesiz kalındıkca alttan alta desteklenmiş olur ki, nasıl yüz yıl önce ki hataları tarih şimdiler de yüzümüze tokat gibi vuruyorsa, bugün ki yanlı, yalan yanlış kararlarımız da yarın karşımıza çıkacaktır. Bugün yaptıklarımızın ve yapmadıklarımızın sorumluluklarını yarın tarih yargılayacak ve gelecekte insanlığımız yargılanacaktır. Ülkemiz kırt sartırmı katırmı, iki ucu boklu deynek gibi bir ikilem yaşamaktadır…
Türkiye, koalisyon gücüne katılması halinde nispeten PKK-PYD de gibi kendisine saldıran terörist örgütlerle aynı kareye düşecektir. Katılmama durumun da ise uluslar arası genel kanaatların dışına düşecek ki iki durumda bizim istemediğimiz durumdur. Her ne pahasına olursa olsun hükümet ülkemizi sonucu kestirilemeyen bir mecaraya sürüklememelidir. Bunun için insani yardımlara sonuna kadar evet ama askeri operasyonlara hayır denmelidir. Çün ki bizim ülkemize, topraklarımıza direk bir saldırı da bulunulmamıştır.
Elbette terörizm ve IŞİD bölge için tehdittir ve mutlaka önlemler alınmalıdır, ancak bizim yıllardır terörist faaliyetlerine maruz kaldığımız PKK-PYD-YPG- gibi terör örgütleriyle batı neden aynı hassasiyetle mücadele etmemektedir? Bu soru bizim Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarında kafa karışıklığına neden olmaktadır. IŞİD terör örgütü de digerleri degilmidir, bizden terörrizme karşı adımlar atmamız bekleyen batılı ortaklarımız bizi bu terör örgütleriyle neden yıllar yılı başbaşa bırakmıştır? Bu soruları şimdilik es geçsek de sormadan yapamıyoruz, cevabını da batılı dostlardan bekliyoruz…
Irak ve Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunarak, orada devlet otoritelerinin sağlanarak, terör kaynaklarının tümden kurutularak annak bölgesel barışın sağlanabilecegi unutulmamalıdır. Ora da Irak ve Suriye halkının tercih edecegi yönetimlerin de meşru sayılarak Uluslararası toplum tarafından da kabul edilerek sarsılan devlet otoritelerinin yeniden sağlanamaması orada soruna açık bir bölge olarak bölgenin barışını sürekli tehdit edecektir. Bu bölgesel sorun öncelikle bölge ülkelerini ilgilendirmektedir, bunun içinde bölgesel bir diplomatik atak başlatılmalıdır. Bunu yapacak iki ülke ise Türkiye ve İrandır, bu iki bölge ülkesine çok iş düşmektedir.
Bölge ülkeleri sorunu küresel degil, bölgesel olduğunu düşünerek, bölge devletleri kendi aralarında sorunlarını çözecek, toplumsal ve coğrafi bütünlüklerini müdafaa edecek basiret, cesaret ve dirayeti gösterebilmelidir. Ortadoğu’nun haritasını yeniden çizmek isteyenlere, yeni devletler kurmak niyetiyle teröre başvuranlara, çözümü silah ve terör de bulanlara karşı bölge hakları ve devletleri uyanık olmalıdır.
Kaybedecek zaman yoktur, terörle amacına ulaşmak isteyen her örgütle aynı titizlikle mücadele edilerek adına da bakılmamaksızın ister uzlaşıyla, ister askeri mücadeleyle bu örgütler (IŞİD-PYD-PKK) bitirilmedikce Ülkemiz için de iç ve dış tehditler azalmayacak, bölge barışı bu terörist örgütlerin tehtidi altın da olacaktır.
Terör belasından canı yanan bir toplum olarak terörle mücadeleden geri duramayız, terörle topyekün bir mücadeleden yanayız, ancak böylece bu koalisyonda yerimizi almalıyız diyerek, bölgemizin hasret kaldığı barışın bir an önce tesis edilmesi dilegiyle… Selam ve sevgilerimle…
M.Akif Gökalp --- www.vatandasfikri.com – Ekim 14
|